Medium Okumaları #5

medium

Her ay bir yenisini listelemeye çalıştığım Medium Okumaları serisinde 5. bölüme gelmişiz. Her bölümde 5 yazı ile ufku genişletme, farklı şeylerden haberdar etmeye çalışıyorum.Serinin diğer yazılarını okumak için şuradan devam edelim.

Mr. Robot’la kuralları yıkmak — Barış Özcan

Yeni dönemin en ses getiren dizisi Mr. Robot biz izleyenlerin olduğu kadar işin teknik yönüyle ilgilenenleri de çekmiş kendine. Hikayesiyle olduğu kadar tekniğiyle de kuralları nasıl yıktıkları bu yazıda irdelenmiş.

Çok Fazla Aşk Seni Öldürür — Bora Ünal

Konumuz yine “içerik bombardımanı altında kalan modern insan”, epostalardan gelen bültenlerden facebook timelinenınıza kadar her şey zihnimizi meşgul ediyor. Peki bunlar bizim ne işimize yarıyor? Acaba bizi daha da pasifleştiriyor olabilir mi?

2025’te gazetecilik nasıl olacak? 4 senaryo — Şükrü Oktay Kılıç

Geleneksel medya öldü derken gazeteciliğin boyut değiştireceğini onların da artık bu yeni sürüme uyarlanmasını bekliyoruz. Geçiş dönemindeyiz diyebilir miyiz? Bir miktar, evet. Hollanda Gazetecilik Fonu’nun yayımladığı araştırmanın sonuçları güzelce özetlenmiş.

İş yapmak için neresi daha iyi? New York, İstanbul, Moskova? — Ekim Nazım Kaya

“Benden daha akıllı, başarılı, ‘büyük’ insanların olduğu bir ortamı özledim!”

Yaratıcılık için belki de banal bir işkolik olmaya ihtiyacımız var! — Fırat İşbecer

“Ancak Bukowski’yi kendilerine örnek alıp bu hayatı benimserken bir detayı atlamışlardı. Kadın düşkünü, sosyopat bir alkolik olarak alter ego’suna romanlarında yer veren o kişi, 45 yıllık sanat hayatına onlarca roman, 100’lerce kısa öykü ve belki de binlerce şiir sığdırmış son derece üretken bir yazardı.”




İkinci Sezonun Ardından: True Detective

İş bu yazı diziyi izlemek isteyenler için bile hayvan gibi spoiler içerebilir.

 

Başlıktan da anlaşılabileceği gibi ikinci sezondan bahsedeceğim fakat daha önce hiç birinci sezondan bahsetmediğim için övmeye birinci sezondan başlamak istedim.

Sezon Bir: Sigara, sigara, sigara.

rustcohle

 

Kim imiş ne imiş bu dizi diye konuya girmek gerekirse, True Detective her sezon farklı bir hikayeyi konu eden polisiye/dedektiflik temelli bir drama dizisi. Bu durum ilk sezonu izleyen hayran kalan ama ikinci sezon tüm kadronun değiştiğini görüp yaygarayı koparanlar tarafından bolca eleştirildi. Kişisel görüşüm bu yaygaraların boşa olduğu yönünde. Tabi bu konuya sonra değineceğiz. Şimdi dönelim ilk sezona; ilk sezonun tabi ki tartışılmaz karakteri Rust Cohle (Matthew McConaughey) idi. Hikaye itibariyle kendini özetlediği bir cümlesi vardır bu arkadaşın “Look, I’d consider myself a realist, all right? But in philosophical terms I’m what’s called a pessimist.” 

Uyarayım, sigarayı bırakmaya çalışanlar ve yeni bırakanlar için çok tehlikeli bir sezon adeta oksijen yerine karbonmonoksit kullanılıyor.

İlgili sahne:

https://www.youtube.com/watch?v=9sTzI60eXF0

 

Hikayede bir ileri bir geri gidildiği için tarihsel olarak kendisini bir genç bir bitmiş halde görüyoruz. İki tarafta da durum oyunculuğunu iyi üstlenmiş tam rolüne girmiş kendisini bu kadar övmem yeterli olacaktır. Bir diğer yandan dizinin temel aldığı güç gerçekçilik, ilk sezonda bir kızın cinayetiyle başlayan serüven ilginç yerlere uzanıyor. Felsefi yanı da diğer dizilerden ayrılmasını sağlıyor onu da izlerken anlarsınız zaten, ilk sezonun açılış müziğini de verip burayı noktalayalım:


 

Olaylar olaylar: 2. Sezon

truedetective-s2

İkinci sezonun açılış müziğini pek bi sevdiceğim Leonard Cohen dedemizin son albümü Popular Problems’in “Nevermind” parçasından fakat Arapça giren ablayı çıkartmışlar jenerikte, albüm versiyonunu dinleyince değişik geliyor.

 

İkinci sezon da teker teker giren 3 karakterimiz var, ilki Raymond “Ray” Velcoro, Vinci Polis Departmanı’nda ağır şeyler geçirmiş bir abimiz. Ray Velcoro karakterini Colin Farrell canlandırıyor, yine muhteşem bir oyunculuk var izlerken birlikte depresyona giriyorsunuz. İkinci karakterimiz Antigone “Ani” Bezzerides, Ventura County Şerif Ofisi Ceza Soruşturma Bölümü’nde çalışırken kendini olayların ortasında buluyor, rolüne çok iyi bürünmüş huysuz ve tatlı kadınımızı Rachel McAdams canlandırıyor Sherlock Holmes filminde oynadığını söyleyelim. Üçüncü ve son karakterimiz Polis Memuru Paul Woodrugh, Kaliforniya Otoyol Polisi, adına tabelalar dikilecek adamımız dramatik sonuyla bizi üzdü. Woodrugh’u ise Taylor Kitsch canlandırıyor. 3 karakter var demiştim ama bence filmin asıl kilit adamı Frank Semyon. Vince Vaughn’un canlandırdığı efsane bir karakter olmuş. Adam gibi adamlık seviyesini yeni bir noktaya çıkardı kendisi, birlikte viski içmek istediğiniz ünlüler testinde #1 Kevin Spacey #2 Vince Vaughn çıkıyor hep. Frank, Los Angeles’ta yapılması planlanan tren hattı projesi etrafındaki arsaların alımı için varını yoğunu Ben Casper’a vermiş, Casper’ın öldürülmesi sonrası elinde hiçbir resmi belge olmadığı için dımdızlak ortada kalmıştır. Bir tren koridorunun paylaşılması bu kadar entrikalı olmamalıydı bence. Hikayeyi atlarsak 4. bölüme kadar ağır ağır hatta yer yer sıkıcı olabilecek bir dinginlikte giden dizi 4. bölümde patlama yaşıyor işte bu yüzden herkes ikinci sezon olmamış diye feryat figan etmişti. İlk sezonun felsefi yönü ikinci sezonda yerini dramaya bırakıyor iyice. Daha fazla aksiyon ve daha fazla entrikayla True Detective’in bildiğimiz suç dizilerinden farklı olduğunu kanıtlamaya çalışmışlar. Velcoro’nun aile sorunları, Bezzerides’in neredeyse ayrı bir sezon çekilecek geçmişi, Woodrugh’un tercihleriyle olan mücadelesi farklı hayatların içine sokup çıkarıyor bizi. Bir yandan Frank Semyon’un eşi Jordan Semyon’un dizinin sonuna kadar ya bu kadın ne zaman vurup kaçacak diye beklememi sağlayıp daha sonra vay dedirtecek cinsten adamlığı göz dolduruyor.

Sezon finali bana Breaking Bad’i hatırlattı, gözlerimin önüne Walter White geldi Frank Semyon’un o ölüşü, tam olarak anlam veremediğim Velcoro’nun atılması, Woodrugh’un yok yere ölüşü.. Bu sezon kadınlara saygı duruşu yapıldı, Bezzerides ve Jordan mantıklı olanı yaparak kendilerini kurtardılar ve her şeyin gün yüzüne çıkmasını sağladılar (yani öyle umuyoruz).

Bu sezon birinci sezondaki sigaranın yerini viski alıyor, içilen viskinin haddi hesabı yok alkol sorunu olanlar dikkat etsin.

Final sahnesini de şöyle bırakayım:

https://www.youtube.com/watch?v=pA_aKnhdWaE

 

İkinci sezonda barda aralıksız şarkı söyleyen hanımefendi ise yüreklerimizi dağladı unutmadım tabi ki. İsmi Lera Lynn merak edenlere.

 

Özetle, Breaking Bad’den sonra övülecek bir dizi daha çıktı bana. Ayrıca dizi tavsiyesi isteyenleri daha önce yazdığım Dizi Tavsiyeleri #1 ‘e bakmalarını öneririm. Bundan önce hangi diziyi övmüştün diye soracak olursanız tabi ki Breaking Bad. Bu arada Google’da True Detective diye aratınca önerilenler arasında “Alexandra” çıkıyor, birinci sezonu izlerken kendisini farkedeceksiniz.

Son olarak, HBO kötü iş yapmaz.




Electronic #3

edm

Electronic, Dubstep ağırlıklı seriye uzun bir aradan sonra devam edelim.