Salvador

-- Birşeyler Hakkında

2017 Geçerken

Ne içindeyim zamanın, / Ne de büsbütün dışında; / Yekpare, geniş bir anın / Parçalanmaz akışında.

Diyor Ahmet Hamdi Tanpınar. Tanımlamaya çalıştığımız zamanın artık pek kalmayan yapraklı takvimlerinde yapraklarından biri daha koparken 2017 bitmiş bile. Şu sıralar okuduğum Eduardo Galeano’nun Ve Günler Yürümeye Başladı kitabından bir alıntı yapmam gerekiyor tam bu noktada: 1 Ocak – Bugün – Mayalar, Yahudiler, Araplar, Çinliler ve bu dünyanın diğer birçok sakini için bugün yılın ilk günü değil.

Bugünün tarihi Roma tarafından, Vatikan Roması tarafından, kutsanmış emperyal Roma tarafından icat edildi ve yılların bu sınır kavşağını bütün insanlığın kutladığını söylemek oldukça abartılı bir ifade.

Ama şunu kabul etmek gerekiyor: zaman bize, yani gelip geçici yolcularına karşı yeterince sevecen ve bugünün günlerin ilki olabileceğine inanmamıza ve onun bir manav gibi neşeli olmasını istememize izin veriyor.

1988takvimyapragi

Galeano bir tarafa, 2017 yine bir önceki yıl gibi çok hızlı geçti benim için. – bitince mi öyle geldi? Bilemeyeceğim. – Bu yıl da yaşam bölüğünün mecburi hizmetinde geçen garip bir yıldı denilebilir.

Neler oldu?

Okunacak listem artarken okuduklarımın da artması benim açımdan sevindiriciydi. İstatistik fetişim olduğu için tabi ki sayılarını tutuyorum ve geçen yıl son yılların rekorunu kırarak 41 kitabı bitirmiş bulunmuşum. 2017 benim için William Shakespeare yılıydı diyebilirim bir çok oyununu okumuş bulundum, hala elimde bir kaç oyunu bulunuyor. Fakat bu yıl okuduğum kitaplar arasından en çok sevdiğim ve bitmesini istemediğim kitap İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası oldu, yıllardır populer ve listelerden düşmeyen bu kitabı neden bu kadar geriye attığımı bilmiyorum, geç olsun güç olmasın. Bu yıl okuduğum kitaplardan en kötüleri kesinlikle Orhan Pamuk’un Kırmızı Saçlı Kadın’ı ve Zülfü Livaneli’nin Huzursuzluk kitabıydı. İlk defa bu yazarları okudum ve ikisi de beklentimin çok altındaydı özellikle Livaneli’nin paraya ihtiyacı olduğunu düşünmeye başladım. Kötü örneklerin yanında Son Nefes Havaya Karışmadan, bir Rus edebiyatı fanatiği olarak – Dostoyevski’nin içinden çıktığı – Gogol’un Palto’su beğenerek okuduğum yapıtlardı. 2017’den 2018’e sarkan Gonçarov’un Oblomov’unu da araya sıkıştırıyorum.

Elime ulaşmayan The New Yorker sayılarından dolayı da kırgınım.. 2018’de keşfettiysem de bunu 2017’ye armağan ediyorum: Deniz Mecmuası, bir süredir dergi ve özellikle de gazetelere sırtını çevirmiş biri olarak beni tekrardan ümitlendirdi, Ayhan Sicimoğlu tabiriyle “Hastasıyım!” artık. Üç ayda bir yayımlanıyor kaçırmayın derim.

Filmlerle aram fena halde açıldı, IMDB gazlaması ve Hollywood yapaylığından sıkılmış olacağım ki latin sinemasına yaklaşmaya başladım. Bu yıla da bana kalırsa Manchester by the Sea damgasını vurdu.

Daha çok dizi izlediğim bir yıl olduğunu söylemek doğru olacaktır. Bu yıl PR çalışmasından yeni sezonuna kadar övülecek yegane yapım Narcos oldu bana kalırsa, yayınlandığı günden beri ilgiyle takip ettiğim dizilerden House of Cards eski tadını vermemeye artık bitirilmesi gerektirdiğini hissettirmeye başladı. Bir yandan Weinstein hakkındaki taciz suçlamalarıyla başlayan dalgaya karışan Kevin Spacey haberleri can sıksa da Kevin Spacey ne oynasa izlerim minvalinde takılan ben için pek mesele olmadı. Geçen seneden beridir izlemeyi sürdürdüğüm the Sopranos’a devam ediyorum, enfes. Netflix gazıyla Black Mirror’ı da öveceğiz tabi ki, fakat son sezon – buraya üzülen surat emojisi geliyor –

Reel hayata dönecek olursak, farklı yollardan kendimce iyi yerlere gelmeye çabalamaya devam ediyorum denilebilir. Kariyer planlamam ara ara değişse de artık su yolunu buluyor. Bundan 5 yıl önce bugünkü ilgilerimi anlatsaydım bana saçmalama derdim kendime herhalde. Sanırsam bireysel olarak tatmin olabilmem ve aklımda tasavvur ettiklerimi gerçekleştirebilmem için ya günün 48 saat olması ya da sihirli bir değnek gerekiyor. Bazen de kendimi tutamıyor Enes Behiç Koryürek’in bir şiirinde dediği gibi “geçsin günler, haftalar, aylar, mevsimler, yıllar / zaman sanki bir rüzgâr ve bir su gibi aksın” demek istiyorum ama içim el vermiyor.

Bu yazıyı da kapatırken bugün ölüm haberini aldığımız Dolores O’Riordan‘dan bir parça ile bitirelim:

Yorum Yaz

Yorum