Hudutların Kanunu (1966)

hudutlarinkanunu

1966, Siverek, Urfa. Yılmaz Güney’in oyunculuğunu,senaristliğini ve yapımcılığını üstlendiği, Lütfi Akad’ın yönetmenliğini yaptığı Türk sinemasının en önemli yapıtlarından biri. Filmin konusu kaçakçılık yapan köylülerin jandarma tarafından sınır ticaretinin bitirilmesi için legal yollara yönlendirmesini konu alıyor.
Devamını Oku

Film Tavsiyeleri #1

filmtavsiyeleri

Son dönemde izlediğim filmlerden küçük bir tavsiye listesi oluşturmak istedim, daha önce beğendiğim bazı filmleri – internette bulunmalarını da göz önünde tutarak – arşivliyordum, o arşive ulaşmak için Seyirhane kategorisine bakmanız gerekecek. Filmler beğeni sırasına göre değil rastgele dizildi.

#1 – Being John Malkovich

beingjohnmalkovich

Enteresan bir hikayeye sahip bu ilginç filmde “ezik” bir kuklacı olan Craig Schwartz çalıştığı şirkette bir dolabın arkasına düşen dosyasını almaya çalışırken bir geçit bulur ve olaylar gelişir. Komedi ve dram unsurlarını aynı filme sokmayı başarmış, senaristliğini Eternal Sunshine of the Spotless Mind‘ın da senaristi Charlie Kaufman yapmış. İzlenip şaşırılması gereken bir film diyelim. Yapım 1999, IMDB puanı: 7,8 / 10

#2 – The Man from Earth

the-man-from-earth

Tek bir odanın içinde 8 kişinin ve içlerinden birinin 14.000 yıldır yaşadığını iddia etmesiyle ortalığın karıştığı ilginç bir film. Tek bir odanın içinde o kadar kişi olunca insanın aklına 12 Angry Men geliyor tabi, ya nasıl topu topu 1 odada mı çekmişler koca filmi diyorsanız evet aynen öyle diyorum. Merak unsurunun iyi kullanıldığı bilim kurgu filmi, beklentileri çok yükseltmeyelim ancak güzel filmdir. Tavsiyem ise izleyin hatta izlettirin, sorgulamalar yeterli değilse de güzel. Yapım yılı 2007, IMDB puanı: 8,0 / 10

#3 – Mr. Nobody

mrnobody

Lütfen kimse bu filmi izledikten sonra @mrnobodyrıfkı olarak dolaşmasın, sırıtıyor. Belki sizin de aklınıza gelmiştir, hani acaba şimdiye kadar verdiğim kararların diğer seçeneklerini seçseydim ne olurdu acaba diye? Bu film de aslında hiç bir şeyi seçmeyince ne olacağını dramatik bir yönle anlatmaya çalışmış. Çok fazla uzatmayacağım bu filmi izlemeyeceksiniz de Survivor mı izleyeceksiniz yani? Bir yandan bu filmin The Man From Earth’den düşük puan alması (IMDB) beni üzdü. Sunumu filmden bir monologla bitirmek istedim; Nemo:“You have to make the right choice. As long as you don’t choose, everything remains possible.” Yapım yılı 2009, IMDB puanı: 7,9 / 10

#4 – Letters from Iwo Jima

lettersfromiwojima

İşte aksiyon-savaş severler için bir yandan benim gibi tarih severler için ortak zevkleri birleştiren kaliteli bir film. Client Eastwood’un yönetmen olduğunu da belirtelim. Konusu ise İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD-Japonya İmparatorluğu arasında geçen çatışmanın Japonlar tarafından nasıl görüldüğü ile ilgili. Dram yönü de kuvvetli bu yüzden aslında her izleyici kitlesine uyan bir tarafı var bu filmin. Yapım yılı 2006, IMDB puanı: 8,0 / 10

#5 – Nightcrawler

nightcrawler

Listelerde pek gözükmeyen underrated kaldığını düşündüğüm güzel bir film. Filmin konusu beş kuruşu olmayan Louis Bloom’un haberciliğe adım atıp daha sonra hayvan gibi şiy yapmasını konu ediniyor, bu arkadaş House of Cards izleyenler bilir Frank Underwood misali birine dönüşüyor. Sağlam bir kapitalizm eleştirisi içeren gerilimli bir film var karşımızda. Kariyeri için her şeyi yapacak arkadaşlar izlesin hoşlarına gidecek. Jake Gyllenhaal’ın çok başarılı bir oyunculuk sergilediğini de söylemek gerek rolüne çok güzel bürünmüş hiç sırıtmıyor. Kapitalizm eleştirisi dedik aksiyon dedik pragmatizm dedik işte size ortamlarda satabileceğiniz bir film önerdim. Yapım yılı 2014, IMDB puanı: 7,9 / 10

Şöyle bir bakınca bende “mindfucking” tarzı filmlere bağımlılık varmış illa bir kafa bulanıklığı, acaba sonra ne oluyor? diye düşündürecek tarza bünyeyi alıştırmışım nikotin gibi bağımlılık yapıyor anlaşılan.

Bir başka listede görüşmek üzere miyop kalın.




Dizi Tavsiyeleri #1

tv

Yaz tatiline giren genç dimağlar için ekran bağımlılığı yaratmaya sebep verecek tavsiyeler oluşturayım dedim, evet biliyorum sıkıntıdan patlıyorsunuz.

Bu tavsiyeler silsilesinin ilk ayağını “ölmeden önce izlemeniz gereken hangi dizisiniz?” tarzı onedio çakması olsun istedim.

İşte geliyor:

#1 – Breaking Bad

BreakingBad

Hey yo, Mr. White! Jesse Pinkman’ı tanımamış, Heisenberg’ün arafına tanık olmamış, tarihin en iğrenç eşi Skyler White’a sövmemiş, Los Pollos Hermanos’ta tavuk burger yememiş olmak (tamam bu şakaydı) her halde büyük bir kayıp olsa gerek. Bunu izlemeden diğer dizilere geçmenizin bir manası bir tadı tuzu yok. Hala IMDB’de 9,5 puan ile birinci sırada bulunan 5 sezonluk bu efsaneyi ilk olarak izlemenizi tavsiye ediyorum. Yıllar önce Breaking Bad’i övdüğüm bir yazı yazmıştım boşuna yazmamışım adamlar efsane ona da şuradan ulaşabilirsiniz.

#2 – Game of Thrones

gameofthrones

Valar Morghulis! Hala devam eden efsanenin 5. sezonu yine ölümlü yine şok ede ede bitti. Eli kanlı George R.R. Martin gelecek sezonda yine hınzırlığına devam edecek. Üç ayrı ülkede çekilen her bölümü 10 milyon $ tutan yapım kalitesi zirvede çok karakterli bol çıplaklık içeren herkesin dilinde olan işte o bu. Peki bu kadar övdün neden ikinci oldu diye sorarsanız, o kadar karaktere ve renklere rağmen Breaking Bad’de bulunan hikayenin derinliğine, psikolojik çıkarımlarına sahip değil. Breaking Bad 38 yıllık iskoç viskisiyse Game of Thrones 12 yıllık bourbon viskisi olur.

#3 – House of Cards

houseofcards

Democracy is so overrated. Amerikalı web dizi/film yayıncısı Netflix’in her yıl tek seferde 13 bölüm çıkardığı (en son 3. sezon çıktı) politik drama dizisi. Beyaz Saray’da kongre üyesi Francis Underwood ve eşi Claire Underwood’un ibretlik hikayesini anlatıyor. Ortamlara “ruthless pragmatism” tanımını çıkaran bir karakter ihtiva ediyor öncelikle: Francis Underwood. Eşinin de kendisinden farkı yok aslında ama bu babayiğit Frank reyiz iktidara giden yolda her şey mübahtır diyerek etmediği halt kalmıyor. Spoiler gömmeden Breaking Bad’den sonra hikaye olarak en iyi dizi diyebiliriz kendilerine. Ayrıca Kevin Spacey’in oyunculuğu da laf aramızda Emmy’lik adeta. Başlayınca bırakamayacağınız türden ilerliyor zaten 4. sezonu (muhtemelen Şubat ayında çıkacak) çıksa da izlesek.

Kapatırken madem B.B’den bahsettik “Say My Name” demeden olmaz: