Bir Karadeniz Macerası

Sümela Manastırı
— Sümela Monastery,Maçka,Trabzon

150 saat,3000 km,6 gün ve bol oksijen kısaca “Bir Karadeniz Macerası”.

Gazla Gidiyoruz!

23 Temmuz 2013 saat 18.00,uzun bir yolculuğun başlangıcı,yüksek sıcaklıklara ve bezdiren havasına elveda diyerek Mersin’i arkamızda bıraktık.

Yol boyunca merak etmeyin diye foursquare’den “check-in” yaparak nerede olduğumu şey ettim :).

İlk hedef,Maçka ileri! diyerekte Karadeniz yollarına koyulduk.

Maçka’ya kadar güzergah şöyle ilerledi:

mersin-maçka

İç Anadolu’dan Karadeniz’e geçişte iklim,yol,kültür ve yaşam tarzının değişimini kendi gözlerinizle görebiliyorsunuz,tabi ki geçişte meşhur Zigana Geçidi’nden geçtik.

zigana
— Zigana Gateway,Gümüşhane

Hava çok soğuktu gerçekten,hele ki Mersin’den geliyorsanız kışın bile göremeyeceğiniz bir soğukla karşılaşırsınız Zigana’da.Zigana’nın Trabzon tarafına geçtiğinizde ise iklimin ve ağaçların adeta 180 derece değiştiğini göreceksiniz.

zigana-trabzon
— Zigana Gateway,Trabzon

Zigana’nın Trabzon tarafına geçince bir tabelayla karşılaşırsınız “Zigana Tatil Köyü” diye,oradan dönüp ağaçların arasına gömülürsünüz,sonra karşınıza ağaçların arasında çok güzel bir mekan çıkar,ahşap evler ve bir restaurant.Sabah kahvaltımızı orada yaptık.İlk Karadeniz mutfağıyla tanışmamız kahvaltıyla oldu tabi ki,ortamın yeşilliğiyle doğanın muhteşemliğiyle,arısından ineğine tüm ürünlere yansıyan “organik”likle tanıştık.Karadeniz mutfağıyla ilgili biraz sonra bahseceğim.Zigana ve diğer tüm Karadeniz yayla kesimi tamamiyle sisle kaplı ve kuru bir nokta bulunmamakta,her yer ıslak,iyi bir ayakkabıyla dolaşılması tavsiye olunur.

Yola devam edilir.Biraz yeşilden bahsetmek lazım,bu konuda en iyi anlatımı ben değilde uydu yapmış:

karadeniz uydu
— East Black Sea Region,Turkey (from Google Maps)

Görüldüğü gibi İç Anadolu ve Karadeniz tamamiyle renk farklılığı ile gözler önünde.Karadeniz Bölgesi’nin adı bu görüntüyle kafa karıştırıcı.

Zigana’dan sonra Maçka’ya geçtik,tabi ki Sümela Manastırı’ydı rotamız.Sümela’ya ulaşmak için Maçka’dan yaklaşık 15-20 dk’lık bir mesafe katetmeniz gerekiyor,sonra Altındere Milli Parkı’na girip restaurantlarda güzel bir yemek yiyebilirsiniz,Kuymak örneğin.Daha sonra manastıra çıkmak için dolmuşlara binip (gidiş dönüş 6 TL verdik) arabaların çıkabileceği bir mesafeyi tırmandık,sonra yaklaşık 100-200 metrelik bir mesafeyide yürüyerek aştık,müze girişine ulaştığınızda girişteki yetkililerden 8 TL karşılığı müze giriş bileti alıyorsunuz (65 üstü ve 18 Yaş üstü ücretsiz),yine bir merdiven çıkarak manastırın içine giriyorsunuz.

sümela
— Sümela Monastery,Maçka,Trabzon

İçeriye girdiğinizde şöyle bir manzara bekliyor olacak sizi:

sümela
— Sümela Monastery,Maçka,Trabzon

Sümela Manastırı’nın öneminden bahsedecek olursak,Hristiyan inancına göre “Hacı” olmanız için gelinmesi gereken yerlerden biri.

“İlk olarak 4. yüzyıl’da Atinalı iki keşiş tarafından mevcut bir mağarayı genişleterek yapılan kilise, 6. ve 13. yüzyıllarda da genişletilmiştir. Meryem Ana’ya ithaf edilen manastır, bir iddiaya göre ismini Latincedeki “Panaghia Tou Menas” dan (Karadağın Bakiresi)almaktadır. 1461 yılında bölgenin Osmanlı egemenliğine girmesinden sonra da faaliyetlerine devam etmiştir.” (kaynak: vikipedi)

Fresk denilen okuma yazma bilmeyen insanlara dini anlatmak için çizilmiş “resim”ler bulunuyor,sanatta sonra nokta olabilirler aslında zamanına göre:

sümela
— Sümela Monastery,Maçka,Trabzon

Sümela’ya çıkmak için kaymayan bir ayakkabı seçmeniz sizin için iyi çünkü herşey ıslak ve taşlar kaydırmak için yer arıyor,dikkat.Manzarası ise muhteşem.

aşağıdan sümela
— Sümela Monastery,Maçka,Trabzon

Sümela’dan inip aşağıda yemeğimizi yedik ve tekrardan yola koyulduk,şimdi Karadeniz ile buluşma zamanı diyerek Trabzon merkeze ulaştık.Trabzon’da sizi denizde havalimanı karşılar tam karşısında Karadeniz Teknik Üniversitesi’ne bir selam çakarsınız,otobandasınızdır ve şöyle bir bilgiyi edinirsiniz,Bu yol her yıl hırçın Karadeniz dalgalarıyla bozulur ve tekrardan yapılır imiş.

Yol boyunca denizde alabalık çiftlikleri görürsünüz,balıkçılığın gelişmiş olduğunu birde balıkçı barınaklarının fazlalığıyla anlarsınız.

Trabzon’dan Sürmene’ye yol aldık,mesafe pek yakın değil aslında:

trabzon-sürmene
— Trabzon,Turkey (from Google Maps)

Sürmene’nin meşhur bıçakçılarının birinin önünde durduk ve alışveriş için yol üstündeki mağazalardan birinin içine girdik.

İsmi Sürdövbisa (muhtemelen Sürmene Dövme Bıçak Sanayi olmalı) benim ilgimi çekti.İçeride bilimum bıçak ve çakı bulunuyordu,fiyatlar muhteşem,100 liralık çakılardan bir tane almalıydım,fakat abartmaya gerek yok.

sürdövbisa
— Sürdövbisa,Sürmene,Trabzon (is a knife company)

Tekrar yola çıktık.Bu sefer hedef Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Ayder Yaylası.

Ayder Yaylası

Ayder’in nasıl bir yer olduğunu anlamak için:

ayder yaylası
— Ayder Highland,Çamlıhemşin,Rize (from Google Maps)

Ayder’e ulaşmak için meşhur Fırtına deresinin yanından geçersiniz,Karadeniz’in müthiş dağları,ağaçları burada bir farklıdır.45 derecelik eğimli araziye ev yapan insanları görürsünüz,çoğu eve erişim yoktur,”vargele” dedikleri ev yapımı teleferikler vardır.Doğa insanları hırçınlaştırır,burada gerçektir.

Her taraf sistir,her taraf ıslaktır,oksijen gereğinden fazladır,dikkat edin kafa yapıyor.

Şöyle bir şelale akar karşısından:

ayder
— Ayder Highland,Çamlıhemşin,Rize

Sis sis diyip durdum fakat anlatmak istediğim şudur:

ayder yaylası
— Ayder Highland,Çamlıhemşin,Rize

Gördüğünüz en muhteşem doğa harikası noktalardan biri olacaktır tabi ki giderseniz.Ayrılmak istemeyeceksiniz fakat bu müthiş yağmurlu yaylada depresyona girme ihtimaliniz hiçte az değil.Bölgeyi keşfedenler turizmi görmüş ve irili ufaklı oteller inşa etmişler,Kaçkar Milli Parkı içinde olduğu için çokta fazla yapı mevcut değil küçük ve oldukça şirin bir yayla Ayder.

ayder yaylası
— Ayder Highland,Çamlıhemşin,Rize

Kaçkar Milli Parkı,Türkiye’de ayı popülasyonunun en fazla olduğu 3. bölge imiş,ara sıra acıkan ayılar parka yakın otellere gidip mutfakta yemek yiyorlarmış.Yemek bulamazlarsa mutfağı kırıp döküp gidiyorlarmış.

Sis,sis,sis:

ayder yaylası
— Ayder Highland,Çamlıhemşin,Rize

Haksız mıyım:

Ayder’de bulunan Yeşil Vadi Otel’de konakladık,bir yayla için gerçekten güzel bir ortam ve inanın yemekler muhteşem.Kahvaltıda tereyağı ve bal yemeyi unutmayın,döverler.

Ayder’de iki gün kalacaktık ve ikinci gün çoğunluk Batum’a gitti,benim hukuksal ıvır zıvırım yüzünden Batum’a geçemedim,23 saatlik yol yorgunluğu ile baya bir uyudum,Doktorlar’ı izledim ve bir yaylayı dolaşıyım diye yaylaya çıktım.Aklıma gelmişken,Batum’a geçmek için pasaport ve vizeye gerek yok,sadece T.C Kimlik Kartı’nız ile sınır kapısından geçebilirsiniz,Batum’dan da fotoğraf koymazsam ayıp olur diye düşündüm:

batum
— Batumi,Georgia

batum
— Batumi,Georgia

batumi
— Batumi,Georgia

Şöyle de bir durum var:

Diğerleri Batum’da güneşlenirken ben Ayder’de oksijen partisi verdim,Ayder’in merkezi denilen yerde olan otelden çıktım ve bi iki kek alıp geçiştireyim dedim,yaşlı bir amcanın baktığı büfemsi yere girdim ve iki kek aldım,ne yazık ki üstümde 100 TL vardı ve iki kek için 100 TL bozamam dedi,bende peki diyerek başka bir yere gittim,bu sefer bir marketti ve orada da bozuk yoktu,şans eseri oralı bir amca parayı bozarak beni büyük bir yükten kurtardı,daha sonra başka bir marketten de kek ve meyve suyu alarak tepeye doğru çıkmaya başladım,ciddi bir “uphill” yaptıktan sonra tam zirveye yaklaşırken ileriden köpek havlamaları geldi,biraz sonra göz göze geldim ve hafiften bana doğru gelmeye başladıklarını farkettim,bu köpekler benim yöremin köpeğinin önünde diz çöker tövbe ister menvalinden yola çıkarak bilmediğim köpekle uğraşmak istemedim ve tepe aşağı adeta “downhill” yaptım gayette hızlı inmişim şimdi farkediyorum,daha sonra merkezden aşağı inen bir yola geçtim,aşağı inince kendimi “Ayder-Hazindak Yürüyüş Parkuru”nda buldum.Ciddi doğal bir ortamdı.

hazindak
— Ayder Highland,Çamlıhemşin,Rize

ayder
— Ayder Highland,Çamlıhemşin,Rize

Ayder macerası bittikten sonra sabahın köründe yine yollara düştük,bu sefer hedefimizde aynı bölgede bulunan Zilkale’ydi.Zilkale’ye gelmeden önce bölgenin eski köprülerinin birinin önünde durduk ve fotoğraflar çektik:

zilkale
— Çamlıhemşin,Rize

Güzel bir mesajla karşıladı bizi:

çamlıhemşin
— Çamlıhemşin,Rize (It says Leave your love,not trash)

Köprü üstünden manzara böyle birşeydi:

çamlıhemşin
— Çamlıhemşin,Rize

Daha sonra tekrardan yolu koyulduk,Zilkale’ye ulaşmak için minibüslere binmeniz gerekiyor,ayrıca Zilkale’yi gezmeniz için de 20 TL gibi bir rakamıda vermeniz gerekiyor,gerçekten ülkede soyulmanın yolu çok.

Fakat tarihi bu kaleyi ve manzarasını görmek güzel.Şöyle bir bilgilendirme yapmak gerekiyor:

“Zilkale, Çamlıhemşin, Rize ilçesinin 12 km güneyinde, Fırtına Vadisi’ndeki bir geçide hakim, yüksekçe bir tepe üzerinde (dere yatağından 100 m, denizden 750 metre yükseklikte) konumlanmış (40° 55′ N, 40° 57′ E), 8 burç ve bir gözetleme kulesinden oluşan, savunma hendeği durumundaki Zil deresine merdivenle inilen bir kale olup, kesin yapım tarihi bilinmemektedir.” (kaynak: vikipedi)

Girişte şöyle bir kapıdan geçeceksiniz:

zilkale
— Zilkale,Çamlıhemşin,Rize

Üst taraflarda şöyle bir manzara var:

zilkale
— Zilkale,Çamlıhemşin,Rize

Zilkale’den sonra Rize’nin merkezine indik ve çarşıda dolaştık,fakat şansımıza Cuma Namazı vakti denk geldi.Rize alışageldiğimiz üzere olmayan acayip tutucu ve dindar bir şehir(imiş).Bunu cuma namazına gitmeyenlere bakışlarıyla anlayabilirsiniz,namaz vakti tüm sokaklar boşalıyor sadece kadınları görebiliyorsunuz.

Bu yörenin kızları da güzel değiller benden söylemesi :).Fakat güzel kaşarları ve tabi ki çayları var.Çarşı gezimizden sonra Rize’nin bir tepesine kurulmuş olan Çaykur’a ait bir botanik bahçesine çıktık,flora çeşitliliği açısından Avrupa’nın üzerinde olan Karadeniz’in bir çok ağaç ve çiçeğe tek başına ev sahipliği yaptığını buradaki bahçedeki çeşitliliğinden görebiliyorsunuz.

Anneme zoom etmemeyi öğretemedim bu gezide:
çaykur botanik
— Çaykur Botanik Bahçesi,Rize

Buradaki geziyi bitirdikten sonra Trabzon’un Of ilçesinde bulunan Uzungöl’e gitmek için yola koyulduk.Gezideki en yorucu şey gezmek değil otobüste yolculuk ve inbin muhabbetinden oluyor.

Of ilçesinden Uzungöl’e giden yolda bizi bol bol HES projesi ve Soluklu deresi takip ediyor.Uzungöl’ün girişinde bölgedeki ev tarzını ve yaşamı görüyorsunuz.Uzungöl’de ki konaklamamızı Sezgin Otel’de yaptık,orasıda gayet iyiydi,yemekler açık büfe değil fakat gayet güzeldi hakkını yemeyelim.(Akşam yemeği için konuştum),bol bol horonlar “vuruldu”.

Uzungöl’den bahsetmek gerekirse,yeşil ve duru bir mavi yanyana muhteşem bir görüntü oluşturuyor.

uzungöl
— Uzungöl,Of,Trabzon

uzungöl
— Uzungöl,Of,Trabzon

Panoramik çekmesem ölürdüm burayı,iyi etmişim:

uzungöl panoramik
— Uzungöl,Of,Trabzon

Karşı taraftaki rampadan yukarı çıkarsanız görüntü daha da güzelleşiyor,deneyiniz:

uzungöl
— Uzungöl,Of,Trabzon

Yukarılarda görüntü güzelleşiyor demiştim:

uzungöl
— Uzungöl,Of,Trabzon

Yeşil ve mavi demiştim:

uzungöl panoramik
— Uzungöl,Of,Trabzon

Ağaçlar güneşten en fazla yararlanmak için dik büyüyerek adapte olmuşlar:

uzungöl panoramik
— Uzungöl,Of,Trabzon

Panoramik dediler geldik:

uzungöl panoramik
— Uzungöl,Of,Trabzon

Uzungöl’de geçirdiğimiz gecenin ardından yine sabahın köründe yollara düştük,bu sefer istikamet geldiğimiz Of yolundaki Hapsiyaş Köprüsü’ydü,bu köprü restore edilmiş ve yanında da bal satan bir satıcı bulunuyordu,buradaki ballar televizyondan satılan “Balderesi” ve türevlerine benzemiyor,en ucuzunun kilosu 40 TL(Yayla Balı dedikleri) olduğunu söylemek lazım,favorim Kestane-Komar denilen bal oldu,Yayla Balı dedikleride güzeldi,fakat pek kahvaltılık olmayan Kestane Balı’nın tadına bakmayabilirsiniz,muhteşem ağır bir tadı var bal demeyeceksiniz muhtemelen fakat “şifa” niyetine yenilenlerdenmiş.Söylemek gerekirse şu meşhur “Anzer Balı”nın kilosuda 850 TL imiş,kendisini ne gördük ne tattık,zaten pek bulunmuyormuş.

hapsiyaş köprüsü
— Hapsiyaş Bridge,Of,Trabzon

Ballar alındıktan sonra tekrar yollara düştük.Bu sefer yine yolumuzun üstünde bulunan Özçay Çay Fabrikası’na girdik,üretim yoktu fakat çay üretimi ve aşamaları hakkında bilgi verildi,organik çay diye birşeyle karşılaştık,yine alışveriş yapıp tekrar yola koyulduk.Hedefimizde bu sefer Trabzon’da bulunan Ayasofya Camii (Aslen kilise idi fakat sonra müze yapıldı amma velakin geçen yıl camiiye çevrilerek içerideki ortam değiştirilmiş,tabi ki “akp döneminde gerçekleşmiştir”.) vardı,Trabzon’da ki bir tepenin üzerine kurulmuş bu yapıda bir de kule bulunuyor.

ayasofya camii
— Ayasofya Mosque,Trabzon

Kule’de şöyle birşey:

ayasofya camii
— Ayasofya Mosque,Trabzon

Daha sonra oradaki gümüşçüler ve çevredeki alışveriş yapıldıktan sonra yönümüzü Trabzon’daki Atatürk Evi’ne çevirdik,bu ev gerçekten muhteşem,hikayesini anlatmak gerekirse,burası Nüfus Mübadelesi dönemine kadar bölgenin zenginlerinden Kostantin Kabayanidis’in eviydi,bu bembeyaz evi bırakıp gittikten sonra devlete devredilen bu ev,Trabzon halkı tarafından satın alınıp bu eve ziyarete gelen ve evi beğenen Atatürk’e hediye edilmiştir.Atatürk vasiyetini burada yazmış ve tüm mal varlığını Türk halkına vermiştir.Atatürk,Dersim İsyanı’nı buradan yönetmiş,ayrıca haritada müdahale edilecek bölgelerin işaretlenmesi halen burada bulunmaktadır.Ne yazık ki içeride fotoğraf çekmek yasak olduğu için yazmak zorundayım.Dünyanın ilk buzdolaplarından biri halen buranın mutfağında bulunmaktadır ve çalışmaktadır,ayrıca ilk kalorifer sistemlerinden biri burada bulunmaktadır.Fotoğraflara bakarsanız nasıl mükemmel bir ev olduğu dışarıdan da anlaşılabilmektedir.

“Trabzon Atatürk Köşkü, Soğuksu semtinde küçük bir çam korusu içinde yer alır. Yirminci yüzyılın hemen başında yaptırılmış 1923’den sonra hazineye kalmıştır. Atatürk 1934 ve 1937 yıllarındaki Trabzon ziyaretlerinde, bu köşkte konuk edilmiştir. O’nun ölümünden sonra Trabzon belediyesi tarafından o dönemde kullanılan eşyalarla dekore edilerek “Atatürk Müzesi” olarak ziyarete açılmıştır.” (kaynak: vikipedi)

trabzon atatürk köşkü
— Atatürk’s Mansion,Trabzon

atatürk köşkü
— Atatürk’s Mansion,Trabzon

Ön balkondan manzara şöyle birşeydi:

atatürk köşkü
— Atatürk’s Mansion,Trabzon

Bu muhteşem evi bırakıp Trabzon merkeze doğru yol aldık,malum acıktık ve bir pideciye attık kendimizi,Trabzon’a kadar gelip buranın pidesini yememek yanlış olurdu,yaklaşık 30-45 dk bekledik,gelen pideler acayip yağlı üstüne ek yağ konulup geliyor,yanında salata yok,su yok,üstündeki etler hamura oturmadığı için kayıyordu,kısaca bizim damak tadımıza uygun değil buraların pidesi fakat denemeye değer.Puanım sana üç kanka diyerek ayrıldık.Tam da o sıralarda futboldaki şike olaylarını protesto eden Trabzonspor’lu arkadaşlarla karşılaştık.

Tabi ki bir kadınla çarşıya çıkıyorsan ayvayı yemişsin demektir,uzun bir çarşı gezintisinden sonra hiçbirşey almadan geri döndük.Tekrar ve tekrardan yollara çıkıp rotamızı Giresun’a çevirdik,Giresun’da Amazon Aretias Otel’de kalacaktık,yol boyunca yağmur ve hortumlar bize eşlik etti,evet hortum baya bildiğimiz hortum çıktı.

O gece tüm gezi boyunca kaldığımız en iyi konaklama yeriydi,yemeklerde iyiydi,akşam müziğide tabi ki düğün modunda kapattık.Sabah sıkı bir kahvaltıdan sonra tekrar yola çıktık,rotamızı Ordu’ya çevirdik Ordu’da Boztepe denilen bir manzaralık yer vardı,teleferik ile çıkılacaktı,fakat biz 10.00’da oradaydık ama teleferik 11.00’de açılacaktı,karayoluyla çıkmak zorunda kaldık bu tepeye,rakım müthiş manzara daha da müthişti,bir tepe klasiği olarak çaylar içildi tabi ki,sonra geri döndük.

ordu boztepe
— Boztepe Hill,Ordu

boztepe
— Boztepe Hill,Ordu

boztepe
— Boztepe Hill,Ordu

Buradaki kafede çay 1.50 TL,ona göre.Tepeden inip,Ordu’nun ilçesi Ünye’ye hareket ettik burada da öğle yemeği farz oldu Dört Mevsim dedikleri pideden yedik.Yine bizim damak tadımıza uygun olmadığını söyleyebilirim.

Ünye’ye bay bay dedikten sonra rotayı Samsun’a çevirdik.Samsun,Bandırma Vapuru’nun orjinaliyle birebir olan bir örneğini gezdik.

bandırma
— Bandırma Ship,Samsun

bandırma
— Bandırma Ship,Samsun

bandırma
— Bandırma Ship,Samsun

Bandırma Vapuru’nu bıraktıktan sonra yolumuzu Samsun’un simgesi Atatürk Heykeli’ne çevirdik,bu heykeli dönemin en iyi heykeltraşlarından Heinrich Krippel yapmış.Heykelin altındaki motiflerle dönemin şartları ve halkın Atatürk’e desteği anlatılmış.

atatürk heykeli
— Statue of Atatürk,Samsun

Samsun’u geride bırakıp,eski dönem Karadeniz’in başkenti denilen Amasya iline hareket ettik,tüm gezide gördüğüm en iyi kent en tarihi kent Amasya.Selçuklu’dan Osmanlı’ya ve günümüze gelen kültür akışından son derece olumlu etkilenmiş Şehzadeler Kenti.

amasya
— Amasya,Turkey

Amasya Yeşilırmak etrafına kurulmuş tarihi bir şehir.Bol bol konak bulunuyor,ayrıca Kaya Mezarları’da bulunuyor.

amasya
— Amasya,Turkey

amasya
— Amasya,Turkey

Amasya’da Emin Efendi Konakları’nda konakladık o gece,mekan dar olduğu için odalarda dardı,60cm2’lik bir alanda duşakabin vardı,zor sığdım diyebilirim,internet bağlantısında acayip güvenlik önlemi almışlar anlatmak bile istemiyorum.Yemeği depo,ambar denilen -yani eskiden ambar olarak kullanılıyormuş- yerde yedik,mekan ırmağın dibinde olduğu için ışıkları açınca içeriye sinekler dolmuş,yemeklerin üstünde hep sinek vardı,galiba biraz sinek yemiş olabilirim,zaten pek doymadan kalktık tüm gezideki en kötü yemek ve konaklama burada oldu ne yazık ki.Gece turu yaptık,serin ve tatlı bir şehir.

Sabah kahvaltıdan sonra 3 saat sürecek bir şehir gezisine çıktık,çünkü Amasya daha öncede dediğim gibi tarihi bir şehir.

amasya
— Amasya,Turkey

Az sonra çıkacağımız Kaya Mezarları:

amasya kaya mezarları
— Amasya,Turkey

Yükseklere çıkıyoruz:

amasya
— Amasya,Turkey

Biz çıkarken kazı çalışmaları devam ediyordu:

kaya mezarları
— Amasya,Turkey

Amasya’nın bir başka tarafı:

amasya
— Amasya,Turkey

Kaya Mezarları’ndan sonra bölgedeki en iyi tarihi konaklardan birine gittik,Hazeran Konağı.Amasya’nın kültürünü ve ev hayatını gösteren bir müze şu anda,gezilip görülmesi gerekenlerden:

hazeranlar konağı
— Hazeran Pavillion,Amasya,Turkey

hazeranlar konağı
— Hazeran Pavillion,Amasya,Turkey

Çoğu Anadolu kentinde olduğu gibi Amasya’da da saat kulesi bulunuyor:

amasya saat kulesi
— Amasya,Turkey

Daha sonra birkaç mimari yapı daha gezip adını şu an hatırlamadığım (rezilliğe bak) bir camiiye girdik,şöyle içi boş ama halen yaşayan ulu bir çınar ile karşılaştık:

amasya camii
— Amasya,Turkey

Unutmamak gerekirse Amasya’da bir roma dondurması yenilmelidir,değişik tatları denemeniz tavsiye olunur.

Ayrılık,Dönüş,Yorgunluk

Amasya,gezinin son ayağı,dönüşün başlangıcıydı.Yola koyulduk,ilk duracağımız yer Çorum oldu,malum leblebi almadan dönülmez buradan,leblebimizi aldık,yemeğimizi yedik,tekrardan yola çıktık:

Daha sonra Yozgat merkezden geçtik fakat durmadık,ardından uzun yolculuğa Niğde’de mola verdik:

Bu arada orada bir yerde iğrenç bir tuvalete gittim,daha fazla anlatamayacağım.Zaten umumi tuvaletlerde üzerime mikroplar saldıracakmış gibi geliyordu tam oldu.

Velhasılı kelam uzun yollar teptik,Erciyes’e selam çaktık.Döndük Türkiye’nin en sıcak memleketlerinden Mersin’e.Geziye katılan tüm teyzeler amcalar mutluydu :),ben biraz yolculuktan sıkılmış olarak döndüm,yorgunluk değil beni vuran demiştim.3000 km boru değil hani.

Teşekkürler,Notlar:

Bu gezide bizi bilgileriyle aydınlatan tur sahibi ve tur rehberine,3000 km’lik bu yolculukta rahat rahat gidelim diye direksiyon başından ayrılmayan şöförlere,çayımızı suyumuzu eksik etmeyen muavine,katılan teyzelere amcalara yiğenlere cicişlere teşekkürler.Yaklaşık 1500 fotoğraftan yaptığım bu kısa anlatımdan dolayı kendime teşekkür ediyorum.Atamadığım bir horon gösterisinden dolayı kendimide azarlıyorum.

Bu yolculukta görsel desteğini esirgemeyen,Samsung ve Kodak firmalarına yapmış oldukları ürünlerden dolayı teşekkürü bir borç bilirim.

ve tabi ki bu muhteşem doğa için Karadeniz’e asıl teşekkürlerimi sunarım.

Muhim Şeyler:

İşte bu yazıda gördüğünüz tüm materyaller ilk defa bana ait olup,şayet ticari amaçlı olmayacaksa kullanmak için kaynak belirttiğiniz takdirde hiçbir sıkıntıya neden olmayacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir