Laik bir tur: Bandırma

erdek

Şaka şaka başlıkla içeriğin bir alakası yok. Bayadır gezi yazısı yazmıyorum çünkü gezmiyorum galiba. En son Karadeniz gezisi için yazdığım yazının üstünden neredeyse 3 yıl geçmiş, vuhuu. Yaklaşık 4 günlük maceramı okumak için geldiyseniz kahvelerinizi almanızı bekliyorum..

Hazırlık: Planlar, planlar..

Hazır vizelerde bitmiş küçük bir boşluk bulduk derken ki o tarih 19 Mayıs oluyordu, yaptığımız uzun fikir teatileri sonucunda tarihi 14 Mayıs’a çekmeye karar verdik. “Abi Cumartesi sınav var, çıkışında çakarız şarapları ver elini Bursa..” dedik, bunu gerçekten dedik evet. Bursa’da bir tur atılıp ardından Bandırma’ya o güzel çılgın eşekler diyarına geçme planımız vardı. Bandırma’nın hem jeopolitik konumu hem sosyo-ekonomik yapısı bu seçimimizde sebep oldu. Yok ya ne jeopolitiği, arkadaşım Bandırmalı olmasa ne işim var (biz üç kişiydik gardaş). Biletler alındı, sınava çalışılmadı.

1. Gün: İstanbul-Bursa-Bandırma

Cumartesi sınav var demiştim ya, şimdi onu buraya yazıyorum umarım ilerleyen yıllarda bu yazıyı açıp baktığımda vermiş olurum: Lineer cebir. Sen ki basit görünen, 100m engelli yarışında bir taş parçası, sen lineer cebir, seni bulacağım oğlum. Neyse demem o ki bu sınava çalıştığım 60 dakikadan edindiğim hiç bir bilgi sınavda çıkmadı. Teşekkürler YTÜ. Sınavdan çıkıp ya şu soru nasıl olacak dediğimiz hiç bir sorudan hiç biri birbirini tutmadı, tutanların da yanlış olduğunu öğrendik. Her şey çok güzel evrene pozitif mesaj gönderiyoruz.. Sınavdan sonra hazırlandık çıktık, rotamız Yenikapı İDO İskelesi. Küçük bir valiz krizinden sonra saniyeler kala feribota yetiştik. Koltuklarımıza yerleştik, şarabımızı yudumladık (evet burası %100 gerçek,mmm 2015 Biricik kokusu) koltuğun konumu biraz ters olsa da Marmara’nın üstünde seke seke Bursa’ya vardık. (Bu arada 3 çocuk projesi tutmuş olabilir, feribottaki çocuk sayısını ben anaokulundayken bile görmemiştim) Bursa dediysem Mudanya, şehir merkezine varmak için biraz çabalamak gerekiyor. Mudanya’dan bir servise binip yanlış hatırlamıyorsam Emek durağında inip metroya geçmeniz gerekiyor, burada da Bursa’nın kendine ait kartları geçiyor galiba fiyatlar İstanbul’dakinden farklı değildi. Bursa’da çok gezemedik hava kararmıştı, ama Ulu Camii’sini gördük. İskender yemeden olmadı tabii, ardından kendimizi otogarda bulduk.

– Viral aldım. – Bütün dünya Pamukkale Turizm’in muhteşem otobüslerine binecektir. – Viral aldım. –
Bursa’dan Bandırma’ya geçmek için Pamukkale Turizm’i tercih ettik. Adamlar süpper abi, tweetten yürüyelim:



Bandırma’ya vardığımızda saat 01’i gösteriyordu, çantaları eve attıktan sonra kısa bir Bandırma turu yapıp “Dalgakıranda ne içilir be.” dedikten sonra eve döndük, sağlam uyuduk kabul edelim.

2. Gün: Kapıdağ

Sabah erken kalktık tabi ki, hemen planımızın ana hedefini tamamlamamız gerekiyordu çünkü. Kapıdağ Yarımadası’nı gezecektik. Güvenip son güne bıraktığımız araba kiralama işi tam bir fiyaskoydu. Siz siz olun – hele hele Pazar günü – araba kiralayacaksanız bir kaç gün öncesinden rezervasyon yaptırın. 7-8 rent a car firmasını dolaştık, hiç birinde araç yoktu. Sadece birinde vardı o da 16:30’da geleceğini söyledi, yapacak bir şey yoktu tamam dedik. Bandırma sokakları ve mekanlarını 5-6 saatte dolanıp, en sonunda arabaya ulaştık. Renault Symbol 1.2 motor bir araçmış aldığımız, ben sonradan öğrendim tabi ki. Siz siz olun Bandırma gibi inişli çıkışlı tepeli bir yerdeyseniz en az 1.6 motorlu (aynen bende biliyorum 1600cc o) bir araç seçmeniz gerekiyor. Neyse spoiler gibi girdim ama toparlıyorum..

Rotamız öncelikle Erdek’e varmaktı, Erdek Balıkesir’in Kapıdağ Yarımadası’nda olan bir ilçesi.


Arabanın bir miktar tırrek olduğunu orada anlamıştık, Erdek’te dolaştık, bana Little İzmir havası verdi, şöyle bir yer diyebiliriz efenim:

erdek

Küçük bir balıkçı kasabasını andıran (o kadar da küçük değil aslında, yazları baya kalabalık oluyormuş) bir ilçe Erdek, tam emekli hayatı yaşanılacak yerlerden diyebiliriz.

Ardından arabanın yokuşlarda “abi durun bi soluklanayım” dediğini duyar gibi oluyorduk, baya da bi yokuş vardı. Saçma bir rota izleyerek kendimizi yarımadanın diğer tarafına attık. Hedefte tüm yarımadayı dolanmak vardı ama neyse şimdi geliyorum.

Tatlısu üzerinden yolu izleye izleye devam ettik, arada durup ineklerle püskevit yedik. Bu arada Bandırma-Erdek yöresinde trafik bilinci 0’a yakınsıyor. Tek şeritli köy yolunda ortadan viraj alanlar mı dersiniz, direkt üstünüze doğru gelip son anda şeridine dönenler mi dersiniz artık sizin takdirinize kalmış. Yol üzerinde yazları bölgeyi bilenlerin tatil yöresi olarak yerleşik köyler varsa da balıkçılıkla uğraşan köylerde mevcut, zaten bölgenin genel geçim kaynağı balıkçılık ve tavukçuluk denebilir.

karsiyaka_harita

Buraya minik bir ayrıntı girmek istedim: Yarımadanın Bandırma tarafında Karşıyaka adında (Hayır İzmir değil) bir köy var, bakın burası çok garibime gitti. Tam bir balıkçı kasabası diyebileceğiniz bir yer, garibime giden kısmı da kadınlarının birbirine acayip benzer giyinmesi. Aynı şeylerin farklı renklerini giymişlerdi ve hepsi kıyı boyunca yürüyordu. (ayin mi var nereye geldik yahu diye düşünmedim değil) Yine de bu küçük kasabanın diğer kasabalardan farklı olarak yüksek katlı yapılara ev sahipliği yapması da garibime gitmişti, sonradan öğrendiğime göre bu köy Mübadele zamanında Yunanistan’ın Kavala bölgesi, Limnia Köyünden mübadele kapsamında göç eden vatandaşlarımızın yerleşerek oluşturduğu bir köy imiş. Galiba tüm olanlar geleneksel bir şey idi.

karşıyaka

Karşıyaka’da bir tur attıktan sonra baktık ki güneş batmaya başlıyor ve bizim gezecek yerlerimiz var, özellikle Kyzikos antik kentine bir bakmak istiyorduk o yüzden ada turunu tamamlamadan geri döndük. Şimdi biraz tarih konuşturalım: Kyzikos, Erdek’in Düzler mevkisinde bulunan tarihi M.Ö 6-7. yy.’lara uzanan bir antik kent. Thessalia’dan göç ederek buraya gelen Dolionlar tarafından kurulduğu bilinmektedir. Kent, ismini Argonautlar efsanesinden esinlenmeyle kurucu Kral Kyzikos’tan almaktadır. Efsaneye göre, Kyzikos’u ziyaretlerinde Argonautlar dostça karşılanır, ağırlanırlar. Daha sonra kentten ayrılan Argo gemisi, ters yönde esen rüzgârın etkisiyle gece karanlığında tekrar Kyzikos kıyılarına sürüklenir. Durumdan habersiz olan ve bir saldırıya uğradıklarını sanan Kyzikoslular’la Argonautlar arasında yapılan şiddetli çarpışmalarda kral Kyzikos öldürülür, bunun üzerine kent daha sonra, Palasgo’ların eline geçer. Kyzikos’un bilinen tarihi ise İ.Ö.8.yüzyılda İonia’nın önemli kentlerimden biri olan Milet’in burada bir kolini kurmasıyla başlar ve izleyen dönemlerde kent gittikçe önem kazanır. İ.Ö.675 ‘de ise bu koloni genişletilerek daha kapsamlı bir kimliğe büründürülür. İ.Ö.6.yüzyılda bölgenin Priapos, Arteka ve Prokonnesos gibi kentleriyle birlikte Lidyalılar tarafından vergiye bağlanan kent, pers Kralı Kyros’un Lidya’yı yenmesi üzerine Daskyleiondaki satraplığa bağlandığı öğrenilmektedir. Kyzikos’un çoğu doğa ve insan eliyle tahrip edilmiş, yine antik kalıntıların üstüne Ali Ayşe’yi seviyor tadında yazılar kazınmış, tam ortasında elektrik direği olan bir antik kent. Roma’nın bir kaç amfi tiyatrosundan birine ev sahipliği yapmış.

Bu arada buranın eskiden ada olduğu hatta arada bir köprü olduğu, zaman içinde araya sediment dolarak yarımada halini aldığını biliyoruz. Aşağıdaki uydu görüntüsünde görünen bölge aslında yok imiş.

hadrian
Hadrian Tapınağı ve elektrik direği

Elin Yunan’ı ne güzel medeniyet kurmuş diyerek Kyzikos’tan ayrılıp başımızı belaya sokmak için Son Kurşun Anıtı’na doğru yola çıktık, yolu tam olarak bilmediğimiz için tee Çanakkale yolu üzerinden saparak hem yolu uzatıp hem de aracın zorlu arazi şartlarına dayanıklılığını test etmiş olduk.

Son Kurşun Anıtı şöyle bişey:

son kurşun

Anıtın adından da anlaşılabileceği gibi, düşmana son kurşunların burada atılmış olması. 17 Eylül 1922 günü Ayyıldız Tepe’de komutanları Yarbay Vecihi Bey ile birlikte 80 kişi şehit olmuştur. Son Kurşun Anıtı, şehitlerin anısına ve Yunan askerinin en son denize döküldüğü Anadolu parçası olmasından dolayı bölgeye bu anıt dikilmiştir. Buraya kadar her şey güzel evet biz biraz geç bir vakitte gittik hava kararmıştı, yağmur çiselemeye başlamıştı ve uzaktaki şimşekleri izlemek acayip keyifliydi, lakin tam boğaza hakim iki yakayı da görebildiğiniz (galiba Manyas bile gözüküyordu) enfes bir nokta burası. (al biraları..) Hikayeyi garip kılan ise dönüşümüz oldu, biz daha kısa bir yol vardır diye düşünüdüğümüz bir yola girip döndüğümüz yol yerine patika bir yola saptık. Keşke sapmasaydık dememiz 5 dakikamızı almadı.

17eylul

Kendimizi fotoğrafta kırmızı işaretlediğim yerde bulduk hem de arabayla, tabi fotoğraftaki gibi günlük gülistanlık değil ve 45 dereceden fazla da eğim vardı denebilir, gece vakti olunca ben bu beyaz Ay’ı da yol sandım bi an, içimden AKUT’u aramak geçmedi değil. Fakat şansımız yaver gitti ve aracı döndürerek geldiğimiz yola geri döndük. (Torunlara “sakın denemeyin” tadında hikayeler..) Bu bol adrenalinli çılgınlıktan sonra araçtan gelen balata kokusu eşliğinde şehre dönmeye karar verdik. Tam da o gün Beşiktaş lig şampiyonluğunu ilan etmiş şehir içinde korna sesleri ve anlamsız trafik akışı şak diye kilitlenmişti. Biz ara sokaklara sapıp dolanırken Bandırma’nın muhteşem inişli çıkışlı yokuşlarından birine gelmiştik ki.. 3 denemeden sonra çok zorlamamak lazım. Abi beni yokuşa sürmeyin diyen bir araç bağıra bağıra konuşuyordu. Çok zorlamadık bizde ama balata kokusu ve kaputtan gelen sıcak hava dalgasıyla kafası gelmişti bile. Bu şeytan icadı makineyi sahibine teslim etme kararı aldık ve bir yere park edip tabanlama metoduyla dolaşmaya başladık. Daha sonra da rent a car firmasına teslim edip, kendilerine lanet ettik.

Hikayenin sonrası sıkıcı çünkü komple şehirde olan şeyleri denemekle geçti denebilir. O yüzden dönüşten bahsetmek gerekirse, İDO reyiz direkt Bandırma-Yenikapı yapıyor, 2,5 saat falan sürüyor ve manzara çok güzel. Oturduğum koltuğa benden önce İtalyan teyzeler oturmuştu ve küçük bir dil krizinden sonra senin yerine geçtik yıvrım sende bizim yerimize geç dediler galiba, ama biraz sinirli gibilerdi. (İtalyanca küfür haznemi geliştirmem gerekiyor..)

Tüm bu diplomatik krize rağmen Yenikapı’ya ulaştık. Not: Feribottan alışveriş yapmamanızı tavsiye ederim, gökte Pegasus neyse denizde de aynı tarife burada. (İpucu: Market satış fiyatı x 3)

Sonuç olarak Bandırma ve Erdek için çok rahat üniversite hayatı geçirmek isteyenler, emeklilikte organik domates yetiştirme hayali kuranlar, sahilde bakkal açmak isteyenler için ideal ortam var ya da İstanbul’dan sıyrılıp kafayı dinlemek isteyenler için güzel bir destinasyon.


Daha çok şey yazıp Vedat Milor gibi köftecilere yorum yapardım ama, ne gereği var. (Köfteciler iyi.)

Medium Okumaları #8

medium

Seriye devam ederken bundan önceki 7 yazıya ulaşmak için sizi şöyle alalım.

Medium Okumaları – #8:

Bir beyaz tahta işimizi nasıl mahvetti — Taha Özket

“Her şey birbirimize kafamızdakileri ellerimizle havada bir şeyler çizerek ya da peçeteye karalayarak anlatmaya çalıştığımız günlerden birinde “Bize bir beyaz tahta lazım!” fikrinin ekip içinde kabul görmesiyle başladı.”

Türkiye’deki Eğitim Sorununa Liberal Bakış — Barış Canatan

“… Bugün Türkiye’nin eğitimdeki sorunlarının büyük bölümü özgürlüklerin kısıtlanmasından kaynaklanmaktadır. …”

Erkeklerin işi zor bu De-Beer-de! — Mehmet Doğan

“Amerika’da kahvaltı yapanlar bilir… Amerikalıların kahvaltısında değişmeyen üçlü vardır: domuz pastırması (bacon), yumurta ve kahve. Bu üçlüyü yaratan kişi bir pazarlamacıdır (Sigmund Freud’un yeğeni Edward Bernays).”

Estonya dijital kimlik kartı (E-yerleşim) — Nedir, ne değildir? — Husamp

“Bir ülke için çok genç sayılabilecek bir yaşa sahip Estonya, dijital devrimin ve İnternet’in insanlar üzerinde etkisini oldukça erken bir zamanda anlamış ve ona göre yatırım yapan bir ülke. Dünya üzerinde kişi başına düşen en çok start-up’a sahip olan ve 2000’lerin başından itibaren dijital kimlik kartı dağıtımına başlanmış bir yer.”

Akademik Kariyer Düşünenlere 4 Tavsiye — Dr. Selçuk Can Güven

“Lisans bitti, yüksek lisans düşünüyorsunuz. Ya da doktora bitmek üzere ne yapacağım diye düşünüyorsunuz. Ya da bunlar bir türlü bitmiyor. Okulda kalıp akademisyen mi olsam, YORDOMCO DOÇONT ağıza dolu dolu geliyor süper olur diye düşünüyorsunuz.”

Electronic #5

Major

Dvbbs, Ummet Ozcan, deadmau5 gibi isimlerin olduğu Ağustos’ta hazırladığım ama neden şimdi paylaştığımı bilmediğim playlist.




Vijay Kumar: Uçan robotların geleceği

vijaykumar

Vijay Kumar ve ekibi Pennsylvania Üniversitesi’ndeki laboratuvarında bal arılarından esinlenilmiş otonom hava robotları geliştirdi. Son buluşları ise, bahçelerdeki her bitki ve meyveyi haritalamak, yeniden düzenlemek ve analiz etmek suretiyle, mahsulü artırmaya ve su yönetimini daha akılcı hâle getirmeye yardımcı olabilecek hayati bilgileri sağlayan robot sürüleriyle Hassas Tarım.