Electronic #5

Major

Dvbbs, Ummet Ozcan, deadmau5 gibi isimlerin olduğu Ağustos’ta hazırladığım ama neden şimdi paylaştığımı bilmediğim playlist.




Vijay Kumar: Uçan robotların geleceği

vijaykumar

Vijay Kumar ve ekibi Pennsylvania Üniversitesi’ndeki laboratuvarında bal arılarından esinlenilmiş otonom hava robotları geliştirdi. Son buluşları ise, bahçelerdeki her bitki ve meyveyi haritalamak, yeniden düzenlemek ve analiz etmek suretiyle, mahsulü artırmaya ve su yönetimini daha akılcı hâle getirmeye yardımcı olabilecek hayati bilgileri sağlayan robot sürüleriyle Hassas Tarım.

Medium Okumaları #7

medium

Seriye devam ederken bundan önceki 6 yazıya ulaşmak için sizi şöyle alalım.

Dubai — Gecikmiş bir yazı — Güney Köse

Ülkeyi terk edip gitmeyi düşündüğümüz zamanlarda peki ya nereye? diyenler için ayrıntılı bir yazı.

Neden Geceleri Daha İyi ve Daha Verimli Çalışırız? — Oğuz

“Evrimsel Psikoloji Uzmanı Satoshi Kanazawa’ya göre bireyin IQ’su ve uyku düzeni çok yüksek oranda birbirlerine bağlı. Çalışma düzenlerini gün batımına göre ayarlayanlar özellikle üretkenlik ve yaratıcılık alanında daha proaktif bir rol oynuyorlar.”

İş Görüşmesinde Neden Yalan Söylemek Zorundayız? — Öznur Doğan

“İnsan, her ne kadar yalan söyleme konusunda bir profesyonel olsa da ve hatta 6 aydan itibaren yalancı ağlamalar ve yalancı gülüşler ile yalan söylemeye başlasa da konu iş görüşmesi olduğunda eğer çok başarılı bir yalancı değilseniz vücudunuzun verdiği alarmlar sizi yalan söylemeye iter ve bu söylediğiniz yalanlar görülür.”

Sanal gerçeklik çağında habercilik: İzlemek yerine ‘orada olmak’ — Şükrü Oktay Kılıç

‘‘Son protestolarla ilgili gelişmeleri haber bültenlerinden izlemek yerine eylemcilerin arasında yürüyebilmek ister miydiniz?’’

Tuhaf Bir Gün — Gülseren E.

Biraz konu dışı bir hikaye.




Analiz: YTÜ Öğrencileri Mobil Uygulamalara Nasıl Bakıyor?

8-PollingStation-Getty-min

Şimdi ne alaka dediğinizi duyar gibiyim, haklısınız. Beni tanımayanlar için öncelikle şu sayfayı okumanızı sonra buraya geri dönmenizi tavsiye ediyorum.

Yaklaşık bir aydır insanların herhangi bir sorununa çözüm bulma gayesiyle tırpanladığımız beynimizi uzağa gitmeme konusunda ikna ettik. Çok artistik işlerin sonunda basit düşünelim kendi sorunlarımıza çözüm bulalım diye öğrencilerin sorunlarına odaklandık. Biliyorduk ki okuduğumuz okulun mensuplarına yönelik elle tutulur ne resmi ne gayriresmi bir uygulaması vardı. Var olan bir kaç uygulama sadece yemekhane verisini uygulamaya çekmekten ibaretti fakat bizim daha büyük sorunlarımız olduğunu halihazırda öğrencisi olduğumuz için biliyorduk. Fakat herkesle aynı fikirdemiyiz acaba diğerleri de bizim gibi düşünüyor mu? diyerekten seçmenin nabzını tutmak için bir anket oluşturduk. Şimdi bakınca bazı önemli soruları unuttuğumuzu farkediyoruz ama her ankette böyle olmuyor mu?

Anketimiz hala açık ancak bu yazıyı yazdığım an itibariyle verilmiş 130 cevaba göre anketi değerlendireceğim.

Demografiyi bir miktar anlayalım:

Her teknik üniversitenin makûs kaderinde var olan kadın/erkek oranında YÖK verileriyle şaşırtmayan bir sonuç çıktı ki şöyle:

anket_cinsiyet

YÖK verisine göre ise 2014-2015 dönemi için Yıldız Teknik Üniversitesi’nde okuyan toplam (önlisans,lisans,yüksek lisans ve doktora öğrencileri) sayısı 34179 iken bunların 21294’ü erkek, 12885’i ise kadın. Çok uzağa gitmeden İstanbul’un diğer teknik üniversitesi için YÖK istatistiklerine bakacak olursak, yine 2014-2015 dönemi için İstanbul Teknik Üniversitesi’nde okuyan toplam öğrenci sayısı 35922 iken bunların 23668’i erkek, 12254’ü ise kadın. Bu veriler bize pazarlama aşamasında nasıl davranmamız gerektiği konusunda ışık tutacak.

Ankete katılımcıların çoğunluğunu bilerek son bir kaç dönemin çevresinden belirledik özellikle okula yeni girenler ve en fazla iki yıl önce girenlere seslenmek istedik. Yaşınız sorusuna verilecek cevabı bu yüzden sadece 18-24 ve 25+ olarak belirledik.

anket_yas

Bu ezici üstünlük beklenildiği gibi hedef kitlemizin dinamik ve hızlı içerik tüketen Y kuşağı olduğunu belirtiyor.

Demografi ile ilgili son soru katılımcıların bölümlerini öğrenmekti, sonuçların bizim hangi bölümlere daha fazla eğilmemiz hangi bölümlerle iletişimi artırmamız gerektiğinin çıkarılması konusunda yardımcı olduğunu düşünüyorum.

anket_bolum

İlk sırayı %10 ile Bilgisayar Mühendisliği alırken ikinci sırayı %7,7 ile Elektrik Mühendisliği ve Makine Mühendisliği almış. Konuya elektrik-elektronik fakültesi öğrencilerinin daha çok ilgi duyması ise beklenen bir sonuçtu.

Öğrenciler okul hakkında ne düşünüyor?

Sadece derslere girip çıktığımız bir binalar yığını mı? yoksa tümüyle hayata hazırlandığımız bir rampa mı? diye düşünürken okulun sosyal tarafını biraz değerlendirmek istedik, biliyorduk ki burada da kanayan bir yara ve bir istek vardı. Okulda yapılan son festivalin 2014 güz dönemine denk geldiğini hatırlatarak – 2016’ya giriyoruz bu arada – katılımcıların okuldaki sosyal etkinlik performansına nasıl baktığına bir miktar ışık tuttuk.

anket_puan

Buradan öğrencilerin okuldaki sosyal etkinliklerden pek memnun kalmadığı sonucu ortaya çıkıyor olabilir, ayrıca ankette yüzdesi gözükmeyen 5 puanın değeri %2,3. Dikkat edilmesi gereken husus ise 1 ve 2 puan vermiş %17,7 ve %23,1 ile toplam %40,8’lik bir kitle olması. Bu puanlamayı yapanların okuldaki etkinliklerden tamamiyle uzak olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla buradan etkinlik düzenleyen kulüplere ve tüm okulu kapsayacak etkinlikler düzenleme yeteneği olan birimlere apaçık bir soru işareti gönderiyoruz.

Diğer grafiğimizde beklentilerin ne olduğu yönünde idi o da şöyle:

anket_istenilen

Sanatsal etkinliklere ihtiyacın fazla olduğu ve buna rağmen azımsanmayacak kadar akademik etkinliklere de isteğin/ihtiyacın olduğunu görüyoruz. Etkinlik düzenleyiciler için akademik etkinliklerin performansı nasıldır bilemeyiz ama görünen o ki öğrencilerin tamamiyle ilgisiz olduğunu söyleyemeyiz.

Bizim için daha önemli bir soru etkinlik duyurularına öğrencilerin hangi kanallar aracılığıyla ulaştığı ile ilgiliydi.

anket_kanal

Twitter’ın duyurular için bu kadar verimsiz olması ilginçken afişlerin bu kadar etkili olması ise şaşırtıcı. Öğrencilerin twitter kullanım istatistikleri elimizde olsaydı bu verimsizliğe bir cevap arardık fakat global kullanım verileriyle bir sonuca varamıyoruz. Bizi ilgilendiren kısım ise bu kanalların katalizörünün çevre olması ve Facebook akışında öne çıkan etkinliklerin daha çok şans bulmasıydı. Uygulama içi etkinliklerin yayımlanmasında “promote” seçeneğinin bir gelir kapısı yaratabileceğini varsayıyoruz. Ayrıca pazarlama aşamasında yoğunlaşılacak ağın Facebook olması gerektiğini de okul için herhangi bir girişim/etkinlik yapan/yapacak olanlara tavsiye ediyoruz.

Uygulamalara bakış

anket_uygulama
İlk sorunun açıklamasında “YTÜ Yemekhane vs.” diyerek kullanıcıların muhtemelen o uygulamaya göre cevap vermelerine sebep olduk.

Tahminlerimiz gösteriyor ki YTÜ Yemekhane ve muadilleri haricinde okula yönelik bir uygulama kullanan sayısı çok az. Bu da bize bir pazar açığı gösteriyordu ki bu da çıkış noktamızdı. Bu yemekhane uygulamalarının beklentiyi karşıladığını söylemek mümkün fakat tek yeteneği okulun yayınladığı verileri mobil ekranlara taşımaktan ibaret olan bir uygulama tabi ki beklentiyi karşılamalı.

Bizim için bir yönlendirici soru daha vardı o da okuldaki derslik/salon dağılımının karışık olmasıydı, bundan bizde muzdarip olduğumuz için aynı sorunları yaşayıp yaşamadığımızı test etmek istedik:

anket_derslik
Evet diğerleri de bizim gibi kayboluyormuş

Buradan ve bir mobil uygulamadan ne istersiniz? sorusuna cevaplardan anladığımız kadarıyla öğrenciler okulda kaybolmaktan şikayetçi. Öğrencilerden gelen talepleri filtre edersek sorulara genel olarak cevaplar şöyle serpiştirilebiliriz:

Kullandığınız uygulamadaki eksiklikler sizce nedir?

Sorusuna yanıtlar daha önce belirttiğim “YTÜ Yemekhane vs.” kıyaslamasından ötürü bu uygulamalara yönelik bir değerlendirmeden oluşuyordu. Ağırlıklı olarak cevaplar reklam, sadece bulunulan güne ait menüyü göstermesi, tasarım/arayüz yetersizliği olarak sıralanmış. Kullanıcıların reklam gösteriminden veyahut reklam gösterim şeklinden memnun olmadığı sonucuna varıyoruz. Gelir modeli yaratırken dikkat edilmesi gereken bir husus olarak not edilebilir.

Eğer okula yönelik bir mobil uygulama olsaydı hangi özellikleri olmasını isterdiniz?

Sorusu güzel yanıtlar ve tahmin ettiğimiz sorunların çözümüne yönelik tavsiyelerden oluşuyordu. Öncelikle USIS’in mobilleştirilmesi yönünde çok fazla talep olduğunu belirtmek gerek. Fakat USIS’in hem altyapı olarak hem de dış erişime yönelik olarak izin verilecek bir sistem olmadığını tahmin ediyoruz. Burada sorumluluğun okulda olduğunu belirtmekte fayda var. Cevapların içinde mini bir tinder isteyen de çıktı az mobil veri yesin diyen de. USIS dışında isteklerin önemli bir kısmı sosyallikle alakalıydı, mobil olarak iletişimin sadece Whatsapp grupları üzerinden döndüğü ve bunun da kısıtlı olduğunu tahmin edersiniz. Bizim buradan algıladığımız öğrencilerin telefon numarasına ihtiyaç duymadan birbirleriyle iletişime geçebilmelerinin sağlanması, etkinlik duyurularının daha efektif bir şekilde ulaştırılması, ders takviminin daha kolayca işlenmesi, devamsızlık bilgisinin takip edilmesi, bölüm ve okul duyurularının en basit şekilde ulaştırılması yönünde oldu.

Bilahare sonuçlara gelelim:

Anket bize tespit ettiğimiz sorunların herkesin ortak sorunu olduğunu gösterdi. Öncelikle hedefimiz okuldaki sosyallik sorununa bir nebze de olsa çözüm getirmek. Fakat bu sorun tek taraflı bir çözümle giderilemeyecek kadar karmaşık; biz sadece etkileşimi ve iletişimi artırmak için çalışıyor olacağız. Daha sonra etkinlik duyurularının çok daha pratik bir şekilde duyurulması/uyarılmasını sağlayacağız. Bu etkinlik duyuruları ise öncelikle okul daha sonra İstanbul genelindeki etkinlikleri kapsayacak. Okulun ve bölümlerin yaptığı duyurulara ulaşımı kısaltıp zamandan tasarruf sağlayacağız. Ders takvimini bir kez girip daha sonra bildirimler ile uyarı ve devamsızlık bilgisini kullanıcının kendi takip edebileceği bir altyapı sağlayacağız. Bina içi krokilerle ve navigasyon ile hangi derslik nerede sorununa çözüm getirmeye çalışacağız. Bunları yaparken de sadelikten ödün vermemek ve kullanıcı deneyimini ayaklar altına almamak en önemli iki ana ilkemiz olmalı.




Medium Okumaları #6

medium

Üşengeçliğim yüzünden düzenli devam edemediğim medium seçmelerinin 6. sı.

Davranışsal Ekonomi 1 : 200 TL her zaman 200 TL midir? — Tevfik Uyar

Davranışsal ekonomi (behavioural finance) meselesi benim acayip ilgi duyduğum bir konu olduğu için bir yerde bununla ilgili bir yazı gördüğümde atlıyorum, konu özetle insan psikolojisinin parasal kararlarında önemli bir etkisi olduğu yönünde.

Davranışsal Ekonomi 2 — Yeme Çapaya Gelmeyin! — Tevfik Uyar

İlk yazının devamı niteliğinde çapa etkisinden bahsediliyor.

10 yıldır girişimciyim. Bakın neler öğrendim. — Ekim Nazım Kaya

“(Bazı) milyonlarca dolarlık exit’lerin aslında değersiz hisseler karşılığı yapıldığını, lüks aracının lease’ini ödeyemeyen girişimcinin hala maddi başarıyla anılma çabasını, küçülmek durumunda kalan bir şirketin anlamsızca bunu gizleme girişimini, yatırım alma şampiyonu, gıptayla izlenen girişimcinin karlılık baskısıyla yatırımcılarıyla arasının nasıl kötü olduğunu ve onlarca başka örneği gördüm.”

Biyoteknolojinin Jobs’u ! — Elçin Ekşi

“Okulu bırakmak ve hayallerinin peşimden koşmak dediğimiz zaman bu gün dünyamızı şekillendiren pek çok ürünün geliştiricileri aklımıza gelir. Bill Gates, Mark Zuckerberg ve Steve Jobs üçlüsü bu isimlerin en bilinenleri olarak aklımıza gelen ilk örnekleridir. Belki çok duymadığınız bir diğer örnek ise Elizabeth Holmes’tır.”

Vuja De: yeni bakış açısı — Mehmet Doğan

“Sorun, yeni ve inovatif bir şeyler öğrenebilmek değil. Asıl sorun, eski bilgilerimizi unutabilmek.”

Electronic #4

edm-min

Seriye uzun bir aradan sonra tekrar devam ediyoruz. Skrillex & Diplo ortak çalışması Jack Ü’nün albümüne ağırlık verildi.






Alex Gendler: Platon’un Mağara Teorisi

platon

İkibindörtyüz yıl önce, tarihin ünlü düşünürlerinden birisi olan Platon, hayatın bir mağara içinde zincirlenmek ve taş bir duvara yansıyan gölgeleri izlemeye mecbur bırakılmak olduğunu söyledi. Kulağa çok korkunç gelmenin ötesinde, Platon aslında ne demek istemişti? Alex Gendler, Platon’un “Devlet” adlı eserinin yedinci kitabında bulunan Mağara Alegorisi’ni çözümlüyor.

Pranav Mistry: AltıncıHis teknolojisinin heyecan verici potansiyeli

pranavmistry

Pranav Mistry, TEDHindistan’da fiziksel dünya ile veri dünyasının etkileşimine yardımcı olacak çeşitli araçları gösteriyor – kendisinin AltıncıHis cihazı ve yeni, devrimsel kağıt “dizüstü” de buna dahil. Sahnedeki soru-cevap kısmında ise Mistry tüm imkanlara yol vermek için AltıncıHis’in yazılımını açık kaynak olarak sunacağını söylüyor.




Medium Okumaları #5

medium

Her ay bir yenisini listelemeye çalıştığım Medium Okumaları serisinde 5. bölüme gelmişiz. Her bölümde 5 yazı ile ufku genişletme, farklı şeylerden haberdar etmeye çalışıyorum.Serinin diğer yazılarını okumak için şuradan devam edelim.

Mr. Robot’la kuralları yıkmak — Barış Özcan

Yeni dönemin en ses getiren dizisi Mr. Robot biz izleyenlerin olduğu kadar işin teknik yönüyle ilgilenenleri de çekmiş kendine. Hikayesiyle olduğu kadar tekniğiyle de kuralları nasıl yıktıkları bu yazıda irdelenmiş.

Çok Fazla Aşk Seni Öldürür — Bora Ünal

Konumuz yine “içerik bombardımanı altında kalan modern insan”, epostalardan gelen bültenlerden facebook timelinenınıza kadar her şey zihnimizi meşgul ediyor. Peki bunlar bizim ne işimize yarıyor? Acaba bizi daha da pasifleştiriyor olabilir mi?

2025’te gazetecilik nasıl olacak? 4 senaryo — Şükrü Oktay Kılıç

Geleneksel medya öldü derken gazeteciliğin boyut değiştireceğini onların da artık bu yeni sürüme uyarlanmasını bekliyoruz. Geçiş dönemindeyiz diyebilir miyiz? Bir miktar, evet. Hollanda Gazetecilik Fonu’nun yayımladığı araştırmanın sonuçları güzelce özetlenmiş.

İş yapmak için neresi daha iyi? New York, İstanbul, Moskova? — Ekim Nazım Kaya

“Benden daha akıllı, başarılı, ‘büyük’ insanların olduğu bir ortamı özledim!”

Yaratıcılık için belki de banal bir işkolik olmaya ihtiyacımız var! — Fırat İşbecer

“Ancak Bukowski’yi kendilerine örnek alıp bu hayatı benimserken bir detayı atlamışlardı. Kadın düşkünü, sosyopat bir alkolik olarak alter ego’suna romanlarında yer veren o kişi, 45 yıllık sanat hayatına onlarca roman, 100’lerce kısa öykü ve belki de binlerce şiir sığdırmış son derece üretken bir yazardı.”




İkinci Sezonun Ardından: True Detective

İş bu yazı diziyi izlemek isteyenler için bile hayvan gibi spoiler içerebilir.

 

Başlıktan da anlaşılabileceği gibi ikinci sezondan bahsedeceğim fakat daha önce hiç birinci sezondan bahsetmediğim için övmeye birinci sezondan başlamak istedim.

Sezon Bir: Sigara, sigara, sigara.

rustcohle

 

Kim imiş ne imiş bu dizi diye konuya girmek gerekirse, True Detective her sezon farklı bir hikayeyi konu eden polisiye/dedektiflik temelli bir drama dizisi. Bu durum ilk sezonu izleyen hayran kalan ama ikinci sezon tüm kadronun değiştiğini görüp yaygarayı koparanlar tarafından bolca eleştirildi. Kişisel görüşüm bu yaygaraların boşa olduğu yönünde. Tabi bu konuya sonra değineceğiz. Şimdi dönelim ilk sezona; ilk sezonun tabi ki tartışılmaz karakteri Rust Cohle (Matthew McConaughey) idi. Hikaye itibariyle kendini özetlediği bir cümlesi vardır bu arkadaşın “Look, I’d consider myself a realist, all right? But in philosophical terms I’m what’s called a pessimist.” 

Uyarayım, sigarayı bırakmaya çalışanlar ve yeni bırakanlar için çok tehlikeli bir sezon adeta oksijen yerine karbonmonoksit kullanılıyor.

İlgili sahne:

https://www.youtube.com/watch?v=9sTzI60eXF0

 

Hikayede bir ileri bir geri gidildiği için tarihsel olarak kendisini bir genç bir bitmiş halde görüyoruz. İki tarafta da durum oyunculuğunu iyi üstlenmiş tam rolüne girmiş kendisini bu kadar övmem yeterli olacaktır. Bir diğer yandan dizinin temel aldığı güç gerçekçilik, ilk sezonda bir kızın cinayetiyle başlayan serüven ilginç yerlere uzanıyor. Felsefi yanı da diğer dizilerden ayrılmasını sağlıyor onu da izlerken anlarsınız zaten, ilk sezonun açılış müziğini de verip burayı noktalayalım:


 

Olaylar olaylar: 2. Sezon

truedetective-s2

İkinci sezonun açılış müziğini pek bi sevdiceğim Leonard Cohen dedemizin son albümü Popular Problems’in “Nevermind” parçasından fakat Arapça giren ablayı çıkartmışlar jenerikte, albüm versiyonunu dinleyince değişik geliyor.

 

İkinci sezon da teker teker giren 3 karakterimiz var, ilki Raymond “Ray” Velcoro, Vinci Polis Departmanı’nda ağır şeyler geçirmiş bir abimiz. Ray Velcoro karakterini Colin Farrell canlandırıyor, yine muhteşem bir oyunculuk var izlerken birlikte depresyona giriyorsunuz. İkinci karakterimiz Antigone “Ani” Bezzerides, Ventura County Şerif Ofisi Ceza Soruşturma Bölümü’nde çalışırken kendini olayların ortasında buluyor, rolüne çok iyi bürünmüş huysuz ve tatlı kadınımızı Rachel McAdams canlandırıyor Sherlock Holmes filminde oynadığını söyleyelim. Üçüncü ve son karakterimiz Polis Memuru Paul Woodrugh, Kaliforniya Otoyol Polisi, adına tabelalar dikilecek adamımız dramatik sonuyla bizi üzdü. Woodrugh’u ise Taylor Kitsch canlandırıyor. 3 karakter var demiştim ama bence filmin asıl kilit adamı Frank Semyon. Vince Vaughn’un canlandırdığı efsane bir karakter olmuş. Adam gibi adamlık seviyesini yeni bir noktaya çıkardı kendisi, birlikte viski içmek istediğiniz ünlüler testinde #1 Kevin Spacey #2 Vince Vaughn çıkıyor hep. Frank, Los Angeles’ta yapılması planlanan tren hattı projesi etrafındaki arsaların alımı için varını yoğunu Ben Casper’a vermiş, Casper’ın öldürülmesi sonrası elinde hiçbir resmi belge olmadığı için dımdızlak ortada kalmıştır. Bir tren koridorunun paylaşılması bu kadar entrikalı olmamalıydı bence. Hikayeyi atlarsak 4. bölüme kadar ağır ağır hatta yer yer sıkıcı olabilecek bir dinginlikte giden dizi 4. bölümde patlama yaşıyor işte bu yüzden herkes ikinci sezon olmamış diye feryat figan etmişti. İlk sezonun felsefi yönü ikinci sezonda yerini dramaya bırakıyor iyice. Daha fazla aksiyon ve daha fazla entrikayla True Detective’in bildiğimiz suç dizilerinden farklı olduğunu kanıtlamaya çalışmışlar. Velcoro’nun aile sorunları, Bezzerides’in neredeyse ayrı bir sezon çekilecek geçmişi, Woodrugh’un tercihleriyle olan mücadelesi farklı hayatların içine sokup çıkarıyor bizi. Bir yandan Frank Semyon’un eşi Jordan Semyon’un dizinin sonuna kadar ya bu kadın ne zaman vurup kaçacak diye beklememi sağlayıp daha sonra vay dedirtecek cinsten adamlığı göz dolduruyor.

Sezon finali bana Breaking Bad’i hatırlattı, gözlerimin önüne Walter White geldi Frank Semyon’un o ölüşü, tam olarak anlam veremediğim Velcoro’nun atılması, Woodrugh’un yok yere ölüşü.. Bu sezon kadınlara saygı duruşu yapıldı, Bezzerides ve Jordan mantıklı olanı yaparak kendilerini kurtardılar ve her şeyin gün yüzüne çıkmasını sağladılar (yani öyle umuyoruz).

Bu sezon birinci sezondaki sigaranın yerini viski alıyor, içilen viskinin haddi hesabı yok alkol sorunu olanlar dikkat etsin.

Final sahnesini de şöyle bırakayım:

https://www.youtube.com/watch?v=pA_aKnhdWaE

 

İkinci sezonda barda aralıksız şarkı söyleyen hanımefendi ise yüreklerimizi dağladı unutmadım tabi ki. İsmi Lera Lynn merak edenlere.

 

Özetle, Breaking Bad’den sonra övülecek bir dizi daha çıktı bana. Ayrıca dizi tavsiyesi isteyenleri daha önce yazdığım Dizi Tavsiyeleri #1 ‘e bakmalarını öneririm. Bundan önce hangi diziyi övmüştün diye soracak olursanız tabi ki Breaking Bad. Bu arada Google’da True Detective diye aratınca önerilenler arasında “Alexandra” çıkıyor, birinci sezonu izlerken kendisini farkedeceksiniz.

Son olarak, HBO kötü iş yapmaz.